Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0,96
BIST 89.733
%-0,25
Dolar 3,6240
%-0,46
Euro 3,9109
%-0,19
Altın 145,14
REKLAM
Atatürk’ün 90 Yıl Önce Çözdüğü Prangalar
Güncel Haber Ajansı     30 Oca 2017 - 15:03

Atatürk’ün 90 Yıl Önce Çözdüğü Prangalar

Güncel Haberler

Güncel Haber Ajansı köşe yazarı Mustafa Günen, “Atatürk, Kur’an ve Dini Liderler” başlıklı yazısını kaleme aldı ve serisini yazmaya devam ediyor.


Babamdan yola çıkarak yazdığım ve son zamanlarda cüretini artıran Atatürk düşmanlığı konusuna devam ediyorum. Önceki yazımda, babam gibi birçok insanın kasıtsız ve bilinçsizce Atatürk düşmanı olduğunu belirtmiştim. Bunun sebebi olarak da Atatürk’ün mezhep, tarikat gibi dini oluşumlara karşı olup, bunlara bazı yasaklar getirmesi ve bahsettiğim gurupların, harekete geçerek Atatürk’ü din düşmanı olarak göstermelerinden bahsetmiştim.

Kur’an’a inananları, bin küsur yıldır yöneten bu guruplar, din konusunda acaba haklı mıydılar? Acaba Atatürk, tekke ve zaviyeleri kapatarak gerçekten de dine karşı mı oldu ya da İslam dinine kötülük mü yaptı? Ya da Atatürk böyle yaparak dinde bir devrim mi gerçekleştirdi? Elbette hayır, hiçbiri değil. Çünkü Atatürk’ün yaptığı bir devrim değildi. Tam tersi İslam dininin gelişmesine engel olmuş, bin küsur yıllık yanlışı düzeltme hareketiydi.

Dindeki bu yanlış uygulamayı fark eden Atatürk mezhep ve tarikat adı altında, kişiye dayalı dini oluşumlarla, yapılarla mücadele etmiştir. Onların yerine Diyanet’i kurup imam hatip okulları açmak suretiyle; dini, bilime emanet etmiştir.  Böyle yaparak aslında İslam dinine ve Peygambere hizmet etmiştir. Yani yapısı bozulan ve gelişemeyen İslam dininin, Peygamber dönemine, asıl yapısına geri dönmesine çalışmıştır. Basit olarak dinin fabrika ayarlarına dönmesine uğraşmıştır. Atatürk’ün düzeltmeye uğraştığı yanlış algılanan, Kur’an’daki bu temel yapı aynı zamanda İslam dünyası için de hayati önem taşır. Onun için bu konuyu en temelden ele alacağım.

Bilindiği gibi peygamberimizden yaklaşık yüz elli yıl sonra mezhepler ortaya çıkmaya başlamıştır. Birkaç asır sonra da tarikatlar oluşmuştur. Ben bu oluşumların tarihi ve sosyolojik aşamalarına değinmeyeceğim. Doğrudan dayanak kitabı olan Kur’an’a götüreceğim.

KUR’AN VE DİNİ GRUPLAR

ENAM 159- Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır.

Görüldüğü gibi Kur’an, Mezhep tarikat vs. her ne isimde olursa olsun bu tür gurupların dinde parçalanmaya ve bölünmeye sebep olacağını söyler ve bu gurupların Peygamberle hiçbir ilişkileri olamaz der. Benzer ayetlerden ENAM 153’te de din adına her türlü gruplaşmaları kesinlikle reddeder. Aynı negatif sonuç birçok ayette tekrarlanır. Peki, Kur’an’ın açık ifadelerine rağmen mezheplerin kurulmasının nedeni nedir? Uzmanlara göre; İslam’ın yayılması, genişlemesi sonucu bazı bölgelerde dini uygulamak için sorulan sorulara cevap verecek insanlara ihtiyaç olmuştu. Din konusunda yetişmiş kişiler de bu sorulara cevap vermişler yorum (içtihat)  yapmışlardır. Böylece mezhepler doğmuştur diye son derece makul (!) izahta bulunuyorlar.

Açıklamalara, gerekçelere bakılırsa, “Mezhepler ihtiyaçtan doğdu.” yorumu mantıklı bir cevap gibi duruyor. Ancak şöyle bir sorun var. Kıyamete kadar baki kalacak son kitap böyle bir ihtiyaca gerek duyulabileceğini (haşa!) ön görememiş mi de bu gibi oluşumları reddetmiş? Elbette hayır. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.  ENAM-38 – diyen Kur’an da cevapsız bir soru yoktur. Yeter ki bakacağınız yeri bilin.

İLKESEL AYETLER

Kur’an’da ilahi yapının esaslarını belirten omurga, prensip ayetler vardır. Bu ayetleri, akıl işleterek okuduğunuzda tartışılan bütün konuların cevaplarının, basit olarak açıklandığını görebilirsiniz. İşte ben de mezhep ve tarikatlar konusunda böyle ilkesel ayetler yoluyla hemen hiç rastlanmayacak bir yorum yapacağım.

ENBİYA-47-“Hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz” NİSA-165-“Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın”.

Kur’an birçok ayette insanlara hiçbir haksızlık yapılmayacağını söyler. Demek ki insan orada yargılanırken, kendisine bir haksızlık olup olmadığının farkında ve bilincinde olacak. NİSA 165’de ise dünya da ne yapması gerektiğine ve akıbeti için bir bahanesi olmasın diye de peygamberleri gönderdiğini söylüyor.  Ayette üzerinde düşünülmesi gereken, bahane olmayacak ifadesidir. Bu ayetlere göre şöyle bir yapısal bir izah ortaya çıkıyor. Orada mutlak adalet olacak. Dolayısıyla, kimseye haksızlık olmasın diye insanlara bahane olabilecek tüm kapılar kapatılmıştır. Yani hiç kimsenin; böyle olduğunu bilmiyordum, şuna güvendim,  buna uydum gibi mazeretleri kabul edilmeyecek. Burası çok açık ve nettir. Gelelim konumuzla ilgili eksen dediğim, pek dikkat etmeden okuduğumuz ayete:

Hac-52-Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki o bir şey dilediğinde şeytan onun düşünce ve dileği içine bir şey atmış olmasın. Ama Allah şeytanın attığını siler sonra kendi ayetlerini muhkemleştirir. Allah âlimdir hâkimdir.

Eğer dikkat etmeden okuyorsanız, ayet net ve basit olarak şunu diyor: Şeytan, İstisnasız bütün Peygamberlere musallat olur ve müdahale eder. Ancak Allah onların yaptıkları hataları ayetler ile düzeltir. Dikkat ederseniz ayet, “Şeytan bazen veya önemli konularda ya da peygamberlerin zayıf bir anlarında onlara musallat olur.” demiyor.  Onlar “Her düşündüğünde ve her dilediğinde musallat olur” diyor. Görünüşe göre bu ayet, arka planda olanlardan, tabir-i caizse, kamera arkası bilgileri veriyor şeklinde düşünülebilir. Çünkü Peygamberler şeytanın müdahalesini fark edemiyorlar. Eğer Allah düzeltirse farkına varıyorlar veya öğreniyorlar. Onun için arka planda olanlar şeklinde bahsettim.

Ancak ayeti, dikkatle ve akıl işleterek okursanız durum değişiyor. Akıl şunu merak ediyor. Neden Allah, şeytanın peygamberlerine müdahale etmesine önceden mani olmuyor da sonradan düzeltiyor?  Bunun cevabı, Şeytan tüm insanları yanıltmak, yoldan çıkarmak için Allah’tan izin istiyor ve alıyor (HİCR Suresi 33 37,38). Bu yüzden Allah, adaleti gereği şeytana önceden müdahale etmiyor. Ama Peygamberler insanlara örnek olacakları için onların hatalarını düzeltiyor.

İkinci soru şu; Allah yalnızca elçilerini ayetleriyle düzeltiyorsa, aralarında olan biten bir gelişme Kur’an’da neden geçiyor? Öyle ya! Bizi bu konuda bilgilendirmeden de yapabilir. Ancak bunu ayetle bildiriyor. Çünkü Kur’an’daki yapısal prensiplerden biri işte burada ortaya çıkıyor. Bize şu mesaj veriliyor:

Allah’ın adaleti gereği Peygamberler dâhil, hiçbir beşer şeytanın müdahalesinden muaf değildir ve kurtulamaz. Şeytan kesinlikle musallat olur. Ayrıca şeytan o kadar ustaki, Allah’ın kefil olduğu peygamberleri bile onun müdahalesini fark edemiyorlar. Ancak Allah düzeltince biliyorlar. Bu bilgiyle bize şu mesaj veriliyor. Hiçbir beşer peygamberlerden üstün olamayacağına göre; herhangi bir dini lider ne kadar takva ve iyi niyetli olursa olsun şeytan onu kolaylıkla yanıltabilir, büyük hatalar yaptırabilir.  Son Peygamber gelmiş, Kur’an tamamlanmıştır. Artık ayet de inmeyeceğine göre demek ki Allah kimsenin hatasını düzeltmeyecektir. İşte bu Kur’an gerçeğinden dolayı; Allah, din konusunda, hatalarını düzeltmediği kişilere insanların tabi olmasına kapı açmaz.  Çünkü eğer izin verir ya da kapı açarsa bu, hem dini liderlerin kendilerine hem de onlara tabi olanların hatalarına bahane olur. İşte bu nedenle Kur’an, mezhep tarikat, cemaat, adı ne olursa olsun dini gruplaşmalara izin vermez. Anlaşılır şekilde söylersek mevzuata, aykırıdır, müfredatta yoktur.

ATATÜRK’ÜN BÜYÜKLÜĞÜ

Görüldüğü üzere, Atatürk’ün dini bilimsel kurumlara emanet etmek için yaptığı işler hem Kuran’a uygun hem de dine en büyük hizmettir.

Önemli not; bu ilahi hüküm, mürşit, şeyh gibi dini lider bilinen kişilerle ilgili değildir. Haksızlık ve bahaneye sebep olmaması içindir. Gelecek bölüm de devam edeceğim.

MUSTAFA GÜNEN’İN DİĞER YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ

Köşe Yazarı : Tüm Yazıları
Mustafa Günen
Ressam Mustafa Günen 1956 yılında Kırşehir'de doğdu. Ciddi boyutlarda yoksulluk dolu çocukluk döneminden sonra ilkokulu Ankara'da bitirdi ve kendini bu yıllardan itibaren sanata adamaya başladı. Mustafa Günen, sanatla ilgilenmeye ve yazılar yazmaya devam ediyor.