GHA Güncel Haber Ajansı

Babamın Atatürk düşmanlığı bilinçli değildi

Ressam Mustafa Günen, “Babamın Atatürk düşmanlığı bilinçli değildi, düşman edenler bilinçliydi.” başlıklı yazını kaleme aldı.

Babamın Atatürk düşmanlığı bilinçli değildi
Bu haber 02 Aralık 2016 - 21:23 'de eklendi ve 87 görüntüleme kez görüntülendi.

Toplumuzdaki Atatürk karşıtlığının nedenine devam ediyorum.  Düşmanlık derecesinde Atatürk karşıtı olanlar hiçte az değil. Tarihçiler konu uzmanları medyada kitaplarda Atatürk’le ilgili gerçekleri anlatıp duruyorlar. Oysa babam gibi düşünenlere Atatürk konusundaki gerçekler ne kadar anlatılsa anlatılsın pek faydası olmaz.  Bu konuyla ilgili önceki yazımı bitirirken de söylediğim gibi sorun neye inandıkları değil, neden inandıklarıyla ilgilidir.

Babam gibi herhangi bir inanç gurubuna dahil olanlar için kendilerine verilen bilgiye inanmaları o bilginin kimden geldiği ile ilgilidir. Eğer bilginin içeriği, doğruluğu bağlı bulundukları cemaat, tarikat gibi bir gurubun lideri tarafından verilmiş veya onaylanmışsa, kayıtsız şartsız kabul edilir. O bilginin gerçekliği, içeriği sorgulanmaz. Diyelim ki bir şekilde inanç liderinin verdiği bilginin tam tersini söyleyen kesin doğru bir bilgiye ulaştı, yine de asla fikrini değiştirmez. Böyle davranması gerektiğine inanmıştır. Peki böyle davranmalarının nedeni nedir? Nasıl oluyor da gerçek karşısında böylesine akıl dışı bir tavır sergiliyorlar. Bunun cevabı insanların biat ettikleri şeyh, mürşit dedikleri liderlere ne gözle baktıkları, onlar için ne anlam taşıdığındadır. Onun için önce bunun iyi anlaşılması lazım.

Manevi liderler Evliya, şeyh mürşit gibi sıfatlarla anılırlar. Bu zatlar, Allaha yakın, onun katında yüksek makamlarda olan, hatırlı ve söz sahibi biridir ve de memnun olduğu kişiye şefaat! etme yetkisine sahiptir. Burada şuna dikkat edin Allah katındaki makamlar ilahi makamlardır dolayısı ile o makama ulaşmış zatlarda kutsallık vardır. Onların dünyada sıradan biri olabilirler ama manevi olarak en üst makamlarda amirler, yüce efendilerdir. Onun için onlardan gelen bilgi ve talimat sorgulanmaz. Aklı yatmazsa vardır bir hikmeti ya da hikmetinden sual olmaz der ve o bilgiyi olduğu gibi kabul eder.

Bu yapılara, tarikat ya da cemaatlere katılmış olanlar kariyer olarak yüksek makamlarda, rütbelerde olabilirler. Ancak bunlar dünyadaki makamlardır ve geçicidir. Dolayısı ile bu makam ve rütbelerin, ilahi makamlar karşısında hiçbir önemi olmadığına inanırlar. Bunun bir örneğini 15 Temmuz olayında gördük. Yüksek rütbeli subayların, generallerin ve memurların kendilerinden çok aşağılarındaki seviyelerde olan kişilerden emir alıp söylenenleri yerine getirdikleri medyaya yansıdı. Bu olay konuya aşina olmayan insanları çok şaşırmıştı. Oysa Yüksek aşamalardaki insanların alt tabakalardaki kişilere itaat etmelerinin nedeni işte bu kabullerdir. Peki neden böyle düşünürler? Bu zatlara, kayıtsız, şartsız itaat eme fikri nasıl yerleşmiştir?

Bu şekilde kabul edilen zatlara biat yapısı tüm dinlerde, inanç yapılarında var olmuştur. Biz Müslümanlarda da yakın zamanlarda oluşmamıştır. Başlangıcı Peygamberden hemen sonrasına dayanır. Başka inançlardan gelenler tarafından bilinçli olarak İslam’ın içine yerleştirilmiştir. Bunlardan biri de Kaab El Ahber isimli Yahudi bir kahindir ve çok zeki biridir. Hazreti Ebu Bekir zamanında Müslüman olmuştur. Ebu Hureyre ve Ömer İbn Abbas gibi ashabın önemli kişilerini etkileyip İsrail inançlarını peygamber hadisi adı altında İslam’a sokmuştur. Bu gün de artarak devam eden Kul ile Allah arasındaki zatlar yapısı, ta o zamanda hadisler! yoluyla oluşturulmuştur.

Hadislerle de kalmayıp evliyalar ile ilgili onların doğa üstü güçlerin olduğunu anlatan hikayeler uydurmuşlardır. Bu zamanda bile bazı filmlerde izlemişsinizdir. Evliyalar nehri yürüyerek geçerler, onlara bıçak kılıç asla işlemez. Trajikomik olan ise bu hikayelere inananlar, Yahu! Hz Ali’ye, Hz Ömer’e işleyip öldüren bıçak, Hatta Uhud savaşında Peygamberi bile yaralayan ok bu zatlara neden işlemiyor?  Acaba bu zatlar Peygamberden daha mı üstün ki onlara işleyen bıçaklar, oklar bu zatlara işlemiyor diye sorgulamazlar.

VELİLER HİYERARŞİSİ

Her neyse konuya ilişkin eski Diyanet işleri başkanı sayın Dr. Süleyman Ateşin 4 Aralık 2009 tarihli Vatan gazetesindeki  Veliler Hiyerarşisi isimli iki bölümlük köşe yazısından alıntılarla devam ediyorum. Sayın Ateş bir okuyucunun sorusu olan, zatlara Hz. Peygamberimizin “el” verdiğini; bu zatların Peygamber Efendimiz’in tam varisi olduklarını iddia ediyorlar diyen okuyucusuna verdiği cevap olarak yazmıştır.

– Bazı velilere kutupluk, kutbul-aktablık gibi hiyerarşik lakaplar verilmesi hususunda Kur’ân’a dayalı açık bir kanıt yok ise de bu husus bir hadise dayandırılır

“Bu ümmet içerisinde kırk kişi İbrahim meşrebi üzerinde, yedi kişi Musa meşrebi üzerinde, üç kişi İsa meşrebi üzerinde, bir kişi de Muhammed meşrebi üzerinde bulunur. Bunlar meşreplerine göre insanların efendileridir.”
Hz. Peygamber’in, hadisin devamında belirttiğine göre bunlarla yağmur yağdırılır, Allah bunlar vasıtasıyla belayı defeder ve bunlar yüzü hürmetine insanları rızıklandırır. İmam Ahmed ibn Hanbel’in Kitabuz-Zühd’ünde bu hadisin sahih, hatta mütevatir olduğu söylenmektedir. Serdedilen çeşitli görüşlerden, bu hadisin sahih olduğu kanaati uyanıyor (Bkz. Muhammed Ali Şevkani, Fevaid, s. 245-2490) Süleyman Ateş.

Bir hadis de ben vereyim. ”Ey benim ümmetim! Size bir müşkilat bir gam ve keder teveccüh edince Evliyaullah’ın ziyaretine koşunuz ki, onların berekatıyle müşkilatınız hali gam ve kederiniz zail olsun.” Müsahabe. Cild 6. S.152

Böyle buna benzer yüzlerce binlerce hadis oluşturulmuştur. Bu yolla Müslümanlar kul ile Allah arasında evliya, şeyh, mürşit gibi Allah’ın tayin ettiği kişilerin olması gerektiğine inandırılmıştır. Hatta bu kişiler olmadan Allaha ulaşmanın, doğru yolu bulmanın mümkün olmadığına ikna etmişlerdir. Bunun hangi noktalara vardığına örnek olarak Büyük insan Yunus Emre’nin ? tarikatlarda marş gibi okutulan uzun bir şiirinden iki mısra vereyim

Gel ey kardeş, Hakkı bulayım dersen,

Bir kamil mürşide varmasan olmaz,

Resulün cemalin göreyim dersen,

Bir kamil mürşide varmasan olmaz.

Niceler gittiler mürşid arayı,

Arayanlar buldu derde devayı,

Bin kez okur isen aktan karayı,

Bir kamil mürşide varmasan olmaz.

bu mısrada bahsedilen aktan kara’nın Kuranı Kerim olduğu notu vardı ben Yunusa saygımdan dolayı sildim. Çünkü Kuran kendisinin en ince ayrıntılarına kadar açıklanmış ve yeminle kolaylaştırılmış bir kitap olduğunu söyleyen ayetlerle doludur. Yunus gibi insanlar bu ayetleri bilir ve böyle bir şiirde Kuranı anmaz.

BABAM DA BU YAPIYA İNANANLARDANDI

İşte bu yapının doğru olduğunu zannedip,inandıkları için birçoğu iyi niyetli, dürüst insanlar Evliya Mürşit  (irşad eden yol gösteren) olarak insanların önüne düşüp tarikat adı altında gruplar oluşturuyor. İnsanlarda onlara koşuyor. Böyle inananlardan biriside aşırı dürüst insan olan babamdır. Ben babamdan” İnsanlar benim yüzüm suyu hürmetine rızıklanıyor. Ben olmasam bir damla yağmur yağmaz. Bana tabi olmak zorundasınız” sözlerini kaç kez kulaklarımla duydum.

MİLLİ PİYANGO

İnsanların rızıklarını sağladığını zanneden babam, yıllarca borç batağında yüzmüştür. Sabahlara kadar borçtan kurtulma duaları okumuştur. Umutla okuduğu her duadan sonra işte şu tarihte işte bu tarihte borçtan kurtulacağız demiştir ama kurtulamamıştır. Sonunda iflas etti. O günlerden bir gün annem babamın cüzdanında sakladığı bir piyango bileti gösterdi. Şok olmuştum. Haram diye hayatında hiçbir şans oyununa bulaşmamış nur yüzlü dürüst adam, son bir umut olarak milli piyango bileti almış. Çok üzülmüştüm, ağladım. Biletine amorti bile çıkmadı

Her neyse, İşte İslam’ın başına bela olmuş bu Kul ile Allah arasındaki zatlar yapısını Atatürk fark etmiş, Bunun Kurana aykırı olduğunu görmüş ve söylemiştir. İlk icraatlarından olarak da dini bileme ve bilgiye emanet etmek için İmam hatipleri diyaneti kurmuştur. Ancak pek ilgi görmemiştir Nedenini ise ünlü Kur’an profesörü Hayrettin karaman ibretlik köşe yazısında şöyle açıklamıştır.

Bu okulların müdürleri özel bir din eğitimi görmemişlerdi ve amaçları Cumhuriyet’e bağlı, “aydın din adamları” yetiştirmekti. Ders saatlerinin çoğu bilim ve yabancı dil dersleriydi ve dinle ilgili dersler ikinci plandaydı. Böyle bir okula dindar halkın rağbet etmeyeceği tabii idi. 1929 yılında sayıları 2’ye düşen İmam Hatip Mektepleri 1930’da “öğrenci yokluğu” bahanesiyle tamamen kapatıldı. Hayrettin Karaman. (8  Mayıs 2015 Yenişafak)

Sayın Karaman hocam yazısında, bilim dersleri din derslerinden daha fazla olduğu için dindar halk rağbet etmedi diyerek açılan imam hatip okullarını eleştirmiştir. Maalesef Kuran profesörü olan saygı değer hocam da geleneksel zihniyetin perspektifinden bakarak olayı yorumlamış. Oysa geleneğin göremediği ve ilgilenmediği Kuran gerçeği apaçık ortadadır.

ATATÜRK BU GERÇEĞİ FARK ETMİŞTİ

Kuran, İmandan önce oku diye başlayan bir kitaptır. Aynı Kuran, insanın kendisi de dahil, evrendeki tüm fizik oluşumların birer ayet olduğunu söyler. Örneğin BAKARA-164 de yeryüzü ve atmosferdeki fiziki olayları sayar ve “aklını kullanan bir topluluk için nice ayetler (deliller) vardır”. Diye bitirir. Yedi yüzden fazla yerde bilimi emreder, bilime gönderme yapar,  yönlendirir ve uyarır. Bu durumda, eğer yaratılışın tamamı ayet ise, o zaman bu ayetleri okumanın, öğrenmenin tek yolu bilimdir. Yani Kuran’a göre, bilim dersleri asıl din dersidir. Bilim Kuranın olmazsa olmaz önceliğidir. İşte Atatürk bu gerçeği fark etmiş ve ona göre üstüne düşeni yapmıştır

KURAN DA DİN DERSİ YOKTUR. DİN ÖĞRENİLİR AMA DERS OLARAK DEĞİL

Dindar kesimin din dersi dediği namaz oruç gibi ritüeller, ahlak dedikleri düşünce ve davranışlardır. Halbuki din ve ahlak, eğitimle değil, pratikle öğrenilir. Yani DİN EĞİTİMİ DİL EĞİTİMİ GİBİDİR. HİÇBİR ANNE BABA ÇOCUĞUNA DİL ÖĞRETMEZ. KENDİLERİ KONUŞUR ÇOCUKLAR DA DİLİ ÖĞRENİR. Dolayısıyla çocuğunuzun nasıl davranmasını istiyorsanız sizde öyle davranmalısınız. Yoksa hırsız bir baba, çocuğunu hırsızlığın büyük bir günah ve kötülük olduğuna ikna edemez. Karısını döven bir baba da çocuğuna cennet annelerin ayakları altındadır sözünü açıklayamaz.  Kurandaki sistem budur.

Sayın Süleyman Ateş hocamın yazısında not düştüğü gibi zatlara teslim olmanın Kuranda hiçbir dayanağı yoktur. Bunun, ne şeyhler ne de mürşitler, gibi zatlarla bir ilgisi yoktur. Kuran’a göre bunun mantıklı ve basit bir nedeni vardır. Konuya yine babamdan örneklerle devam edeceğim.

Etiketler :
İLGİLİ HABERLER